Şubat tesadüfen seçilmiş bir tarih değildi. Bu tarih, daha önce yaşanmış tarihi bir olayın yıl dönümü idi. 1807 yılında Osmanlı Devleti Rusya ile savaşıyordu. İngiltere Rusya’nın müttefiki idi. Rusya’ya yardım göndermek isteyen İngiliz donanması, Türk muhafızlarının gafletinden faydalanıp 19 Şubat 1807 tarihinde Çanakkale Boğazından geçerek İstanbul önlerinde iki hafta kadar
Adalar bölgesinde demirleyerek İstanbul’u tehdit etmişti. Osmanlı Devletinin aldığı tedbirler üzerine bir şey yapamayacağını anlayan donanma, kendini az bir zaiyatla Çanakkale Boğazından dışarı atabilmişti. İngilizler, 19 Şubat 1915’te saldırılara başlayarak yaklaşık 100 yıl önce yapamadığını şimdi yapmak istiyordu. 19 Şubat’ta başlayan saldırılar aralıklarla devam etmektedir. Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa yönetimindeki ordunun aldığı tedbirler içinde boğazda 10 mayın hattı döşenmiş durumdaydı. 7/8 Mart gece yarısı Nusret Mayın Gemisi Cevat Paşa’nın emri üzerine 26 adet elimizde son kalan mayınları Erenköy önlerine kıyıya paralel olarak döşemiştir. 11. Mayın hattı olarak döşenen bu bölge, düşman donanmasının manevra sahasına
denk geliyordu. Böyle bir yere mayın döşenmişse tabiiki tesadüfi olamazdı. Müttefik filodaki 18 savaş gemisindeki toplarda orta ve büyük çaplı yaklaşık olarak 250 namlu bulunmaktaydı. Bu filonun içerisinde 38 cm. çapında yaklaşık 500 Kg. lık mermi atabilen Queen Elizabeth’in topları da vardı. Bu duruma karşılık Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığının elinde tabya ve
bataryalarda orta ve büyük çapta 74 kıyı topu, 82 havan ve obüs topu ve 58 adet değişik cinste küçük çaplı top bulunmaktaydı. Amiral Carden, Çanakkale Boğazına ilk geldiğinde kendinden çok emindi. Büyük bir üstünlükle boğazı savunan Türk askerlerinin korkacağı ve çok fazla direnemeden geri çekileceğini düşünüyordu. Fakat Türk askerinin kahramanlığı neticesinde Türk
tabyalarının susturulmasının zoruluğu, mayınların taranması ve toplanmasındaki güçlüklerden dolayı geçirdiği psikolojik rahatsızlık neticesinde 16 Martta komutanlık görevinden ayrıldı. Yerine İngiliz Amiral De Robeck getirildi. Komutanlığında yeni olan Amiral De Robeck İngiltere Deniz Bakanı Churchill’in emri ile 18 Martta büyük harekatı yönetecekti.
Büyük Zafer! Allah Bizimledir!
18 Mart günü İngiliz Komutan Amiral De Robeck, bütün hazırlıkları tamamlamış olarak dönemin her cihetle en donanımlı gemilerine güvenerek, büyük bir kibirle saldırıya başlamıştı. İngiliz Komutan her türlü hesabı yaşamıştı. Fakat Allah’ın hesabını düşünememişti. Kaderin üstünde bir kader vardır. Elbette ki bütün işler o hesaba göre işleyecekti. Fransız gemilerinin
öncülüğünde ilerleyen düşman gemileri, Türk bataryalarının yoğun saldırıları karşısında Gaulois ve Suffren ağır darbelere maruz kalmış ve bunun üzerine Amiral De Robeck tarafından İngiliz gemileri ile yerleri değiştirilme kararı verilmiştir. Bu gemilerden yara almadan dönüş yapmak isteyen Bouvet Gemisi, 7/8 Mart gecesi Nusret Mayın Gemisi tarafından döşenen mayınlara çarparak batmıştır. Daha sonra İngiliz gemilerinden Irresistible manevra yaparken yine mayınlara çarparak yara alır. Onu kurtarmak için Ocean Zırhlısı görevlendirildi. Seyid Onbaşının görev yaptığı Rumeli Mecidiye Tabyası, düşman gemilerinin yaptığı top atışlarından dolayı ağır yara almış ve toplarda hasarlar oluşmuştu. Çok sayıda şehit ve yaralılar vardı. Seyid Onbaşının vazife yaptığı topun vinci arızalanmış, nişancı olarak görev yapan asker şehit olmuştu. Tamamen bir çaresizlik içerisinde boğazdan yaklaşan gemilere karşı Seyid Onbaşı 215 Kg.lık mermileri defalarca kaldırarak topa sürmüş ve topu ateşlemişti. İhtimaldir ki bu mermilerden birisi, Yenilmez Armada olarak bilinen Ocean Zırhlısını dümeninden vurmuş, dümeninden vurulan Ocean Zırhlısının dümeni arızalanmıştı. Arızalanan Ocean Zırhlısı 7/8 Mart gecesi Nusret Mayın Gemisinin döşediği 26 mayına çarparak boğazın derin sularında kaybolmuştu.
İki gündür savaşı yöneten ve boğaza tam hakim olamayan Komutan Amiral De Robeck, boğazın tamamen temizlendiğini düşünerek, donanmasına geri dönmeleri için emir vermişti. Düşman gemilerinin geri çekilmesiyle, “Çanakkale Geçilmez.” olduğunu ve iman varsa imkanın da olduğunu kahraman askerlerimiz tüm dünyaya göstermiştir. Hedefi Alem-i İslam’ın merkezi olan payitahtı ele geçirmek olan İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan müttefik donanmasının Çanakkale Boğazında yaptığı taarruz, Cenab-ı Hakkın yardımıyla akamete uğratılmıştı. Gerçekten pekçok ensarın
bir araya gelmesiyle kazanılabilecek zafer manevi bir elin her şeyi bir araya getirmesiyle imkansızlıklar içinde bir zaferi netice vermiştir. Cenab-ı Hak Bedir’de bütün imkansızlıklara rağmen galip getirdiği Resuluna ve ashabına şu ayet-i kerime ile sesleniyor: “İşte onları(Bedir’de aslında, siz) öldürmediniz, velakin onları Allah öldürdü! Attığın zaman da(sen) atmadın, fakat Allah attı! Hem Müminleri güzel bir imtihanla(nimetle, zafer ve ganimetle) imtihan etmek için(böyle yaptı). Şüphesiz ki Allah, Semi(Her şeyi işiten)dir. Alim(Her şeyi bilen)dir.” (Enfal Suresi-17)
Çanakkale Savaşı biz Müslümanlara, Bedir Savaşı ve emsali savaşlar gibi yedi düvele karşı verdiğimiz mücadeleleri, kahramanlıkları ve ödenen bedelleri hatırlatmaktadır. Bu ödenen bedeller ve mücadeleler, din-i mübin için olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Kazanılan bu zafer ile elde edilen nimetlerin kıymetini bilip sahip çıkmak için birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi muhafaza etmeliyiz. Unutmamalıyız ki, bizler birlik ve beraberlik içinde oldukça Allah bizimledir! Çanakkale Muharebelerinde kazanılan zafer, sadece İslam coğrafyası için değil, tüm dünya için önem arz etmektedir. Aynı zamanda bu zafer, emperyalist düşünceye sahip olan devletlerin kendi menfaatleri uğruna kan dökmek için başlattıkları 1. Dünya Savaşının seyrini değiştirmiştir. İnanan insanların umudu ve geleceğe ümitle bakabilmenin sembolü olmuştur. 1. Dünya Savaşından önce Osmanlı Devletinin toprakları 25 milyon Kilometrekareydi(şu an Türkiye 770 bin Kilometrekare) Osmanlı Devletinin o zamanki sınırları içerisinde şu an 50’den fazla ülke bulunmaktadır. Osmanlı Devleti bu coğrafyada; din, dil, ırk, millet ayrımı gözetmeksizin bütün insanlığın adaletli ve huzur içerisinde yaşadığı Devlet-i Aliyye olarak yaklaşık 600 yıl hüküm sürdü. Bu halin muhafazası için çok bedeller ödendi. 1. Dünya Savaşı ve Çanakkale Muharebesi bunun en ağırlarından birisiydi. 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti 8 cephede savaşmıştır. 8 cephede 1 milyona yakın şehit vermiştir. Sadece Çanakkale Cephesinde yaklaşık 250 bin şehit verilmiştir. Peki, Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşına nasıl girdi? Çanakkale Cephesinin önemi nedir? Çanakkale Zaferini nasıl kazandık? Bu yazımızda bu soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına Nasıl Girdi?
Çanakkale Muharebeleri esnasında dünyanın dört kıtasından insanlar savaşmıştı. Şubat 1915 ve Ocak 1916 tarihleri arasında geçmiş, yaklaşık 1 yıl sürmüştür. Çanakkale Savaşını anlamak için öncelikle 1. Dünya Savaşının neden başladığını çok iyi tahlil etmek gerekmektedir. Avrupa’da Fransız İhtilalinden sonra sanayi ve ekonomi alanında ilerleyen, İngiltere ve Fransa
gibi ülkeler 19. yüzyılda Asya, Afrika ve Amerika kıtalarında çok sayıda sömürge sahibi olmaya başlamışlardı. Sanayi noktasında gelişme sağlayan, gözü doymayan, kendi çıkarları için insanlığı hiçe sayan bu devletler kilometrelerce alanı sömürge haline getirmişlerdi. Çünkü gelişen sanayinin ham maddeye ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacı sömürge devletlerden karşılamak
ucuza geliyordu. Aynı zamanda insan kaynağını da köle zihniyeti ile elde etmek gayet kolaydı. Benzer düşüncenin kaynağı olan Almanya, 1870 yılında Fransa’yı mağlup etmiştir. Kendi ayakları üzerinde durmaya başlamış ve sömürge arayışlarına başlamıştır. Kanla beslenen zihniyetlerin bu arayışları 1. Dünya Savaşının en büyük sebebi olmuştur. Bir tarafta yıllardır
petrol hayalleri kuran İngilizler, Fransa ve Rusya ile yaptıkları anlaşmalar gereği “İtilaf Devletlerini” oluşturdular. Diğer taraftan Osmanlı ile dost gibi görünen fakat tamamen kendi menfaatlerini düşünen Almanya ile Avusturya-Macaristan ve İtalya yaptıkları anlaşmalar ile “İttifak Devletlerini” oluşturdular. Osmanlı Devleti, gözü dönmüş devletlerin arasında ve bu devletlerin akıl almaz oyunları içerisinde harbe dahil olmaması içten bile değildi. Çünkü dünya üzerindeki sömürgecilik anlayışının daha da yayılması için “Osmanlı Devletinin ortadan kalkması gerekiyordu.” bunun için hem içten hem dıştan her türlü hainlikleri yaptılar. Savaşa giden yolda dönemin padişahı Sultan 2. Abdülhamid, büyük bir mücadele ile her türlü tedbiri almasına rağmen 31 Mart olayı ile birlikte 27 Nisan 1909 tarihindeki hadise ile tahttan indirildi. İttihat ve Terakki İdaresi ülkeye hakim oldu. İttihat ve Terakki’nin ülkeyi tanımaması ve tecrübesizliği Balkan Savaşlarının çıkmasına sebebiyet verdi. Ağır bir yenilgi alan Osmanlı Devleti kendisini 1. Dünya Savaşının içinde buldu…
Çanakkale Cephesinin Önemi
1. Dünya Savaşında açılan Çanakkale Cephesinin çok önemli bir rolü vardır. Bu rolü, yıllar önce Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul’u fethettikten sonra payitahtı korumak ve güvene almak için Çanakkale Boğazına karşılıklı yaptırdığı kalelerden anlıyoruz. Bu kalelerden Anadolu tarafında olan kale Sultaniye(Çimenlik Kalesi), Rumeli tarafında olanı ise Kilitbahir Kalesiydi.
Karşılıklı yapılan bu iki kale çok sağlam yapılmıştı. Aynı zamanda bu kaleler en esaslı toplarla tutulmuştu. Boğazların güvenliği bununla da kalmayıp daha sonraki yıllarda Köprülü Mehmet Paşa zamanında boğaz girişine karşılıklı olacak şekilde iki adet daha mücehhez/donanımlı kaleler yapılmıştı. Bu kalelerden Anadolu tarafında olana Kumkale, Rumeli tarafında olana
ise Seddülbahir Kalesi denilmektedir. Osmanlı Devleti için bu kadar önemli olan Çanakkale Boğazı ele geçirildiğinde İstanbul ele geçirilmiş olacak, İstanbul ele geçirildiğinde ise Osmanlı Devleti savaş dışı kalmış olacaktı. Böylelikle İtilaf Devletleri amaçlarına ulaşmış olacaklardı.
Çanakkale Zaferini Nasıl Kazandık? Çanakkale'deki Manevi El Ve Tevafuk eden Olaylar Zinciri
Müttefik donanma komutanı Amiral Carden, taarruz için 19 Şubat 1915 gününü seçmişti. Saldırının başlama tarihi olan 19…



