Herkesin ve her şeyin bir hikayesi vardır.Devlet-i Ali Osman, hikayesi olan bir azamet ve ecdadımız da buna muhattap olan geçmişimizdir.Osmanlı devri hikayelerinin nicelerinden biri de Azapkapı Saliha Sultan Sebil ve çeşmesidir.Çeşme,İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde olup teknik olarak asimetrik bir blok olarak inşa edilmiştir.Ortada yarım daire bir Sebil ve iki
yanda birer çeşmeden meydana gelir.Bu çeşmeye dair hikaye, 2. Mustafa ve 3. Ahmed’in annesi Gülnuş Emetullah Valide Sultan ve Saliha adında küçük bir kız çocuğu arasında geçer. Valide Sultan bir gün Azapkapı civarından geçerken, bir çeşmenin önünde ağlayan bir kız çocuğu görür ve yanına gidip sebebini sorar.İsminin Saliha olduğunu söyleyen bu küçük kız
çocuğu,testisinin kırıldığını ve eve su götüremediğini,bundan dolayı ağladığını söyler.Valide Sultan kız çocuğuna para verip testi almasını söyler ama çocuk cevaben: “Ben testi için değil, eve su götüremeyeceğim için ağlıyorum.” der.Çocuğun halinden etkilenen Valide Sultan,ailesinden onu saraya almak ve eğitimiyle ilgilenmek, hem -durumlarının iyi olmadığından bahisle- onların da iaşesini karşılamak istediğini söyler ve izin ister. Öyle de olur.
Saliha büyüdüğünde Valide Sultan’ın oğlu 2. Mustafa ile evlendirilir ve Saliha Sultan olur. Saliha, Sultan olduktan sonra da çocukluğunu geçirdiği mahalleyi ve yaşadıklarını unutmaz ve o küçük çeşmenin yerine daha büyük daha güzel çeşme yaptırılmasını ister. Onun bu isteğini, oğlu 1. Mahmud gerçekleştirir. Bu güzel hikayeyi Sebil’in kitabesinde geçen şu iki
satırla bitirelim. “Sahibül hayrın duasın su gibi ezberle de işte su, işte sebil; ister vuzu et ,ister iç…”



