“Megali İdea”, Yunanca “Büyük fikir” anlamına gelir. Bu kavram, özellikle Yunanistan’ın doğusuna yönelik olarak, Rumların yaşadıkları yerleri Yunanistan bayrağı altında birleştirmeyi amaçlayan yayılmacı milliyetçilik ve dış politika anlayışını simgelemektedir. “Megali İdea” nın öngördüğü temel fikir, Bizans İmparatorluğu ile Pontus Rum Devletinin yeniden ihyası, hatta bir Makedon olmasına karşın ısrarla Yunanlı saydıkları Büyük İskender’in fethettiği tüm toprakları yeniden fethederek Büyük Helen İmparatorluğunun kurulmasıdır. Bu büyük imparatorluğun başketinin de ısrarla “Kostantinopolis” diye adlandırdıkları “İstanbul” olması planlanmaktadır(Kürşad,1978:28-29). İmparatorluğun sınırları ise; doğuda Anadolu ortalarından, kuzeyde Karadeniz’in Kırım’ı da içine alan kuzey kesimlerinden ve Karpat Dağlarıyla Tuna Nehrine kadar uzanmakta; batı ve güney sınırları ise, Adriyatik ve Akdeniz’den geçmektedir.
Türkiye’nin milli siyasetine yön verecek tüm bireyler tarihini ve tarihle gelen tehdidi çok iyi bilmelidir. “Kraldan çobanına kadar, beşikten mezara bütün hayatı boyunca Türk düşmanı olarak yetiştirilen” komşumuzun tarihten gelen “Megali İdea” sı ve bugün vücut bulmuş hali Türk insanı tarafından çok iyi bilinmeli ve bu husus milli eğitimin bir parçası olmalıdır. Her zaman
gündeme getirilen “Yunanistan’daki Türk Korkusu” kavramı yeniden sorgulanmalıdır. Türk korkusu mu? Türk düşmanlığı ve nefreti mi? Tehdit bütün boyutlarıyla ortaya koyularak tartışılır hale getirilmelidir. Güç ne kadar büyük olursa olsun adalet içerisinde olduğu sürece taarruzlara maruz kalmaya mahkumdur. Oynanan oyunun ne olduğunu etüt ederek ortaya çıkarmanın önemi kadar meseleyle mukabele etmek esastır. Psikolojik harbin yeni ve sıcak yüzü kamu diplomasisidir.(Türkmen Oğlu,2005:127)
Başta ABD olmak üzere çoğu devlette olduğu gibi Yunanistan’da da bu kurum bakanlık düzeyinde etkili bir kurumdur. Milli siyasetin tespit ve uygulanmasında etkin rol oynar. 1984 Eruh Baskını ile başlayan 30 yılda yaklaşık 50 bin insanımızın hayatlarına mal olan PKK faaliyetlerinin tasarlayıcısı ve yönlendiricisi bu kuruluş olmalıdır. Bu nedenle Türkiye de benzer kuruluşun
etkinliğini arttırarak, karşı tarafta filizlenecek her türlü fikri henüz oluşum safhasında tespit ederek daha eylem safhasına geçilemeden yok edecek tedbirler almalıdır. Kriz aşamasından sonra alınacak tedbirler pahalı ve etkisi az olacaktır. Batılıların “Şark Meselesi” diye isimlendirdikleri konu, Türklerin ana vatanlarına gönderilerek Osmanlı topraklarının paylaşılması meselesidir. Batılılar bunun uygulanmasını Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı ile gerçekleştirmeye çalışmışlardır.
Şark Meselesi, Türk Milletinin öz topraklarına gönderilmesi meselesi henüz tam olarak gerçekleşmediğine göre, bitmemiştir. Bugün yaşadığımız dönemde uygulanan Şark Meselesinin üçüncü aşaması, bir zamanlar topla, tüfenkle, kılıçla elde edemedikleri toprakların, bu sefer hile ile çeşitli oyunlarla Türklerin elinden alınmaya çalışılması aşamasıdır. İşte AB ve ABD’nin Türkiye üzerine uyguladıkları baskı ve sıkıştırma politikalarının, bu yöndeki faaliyetlerinin bu oyunun bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Bu, sömürgeci anlayışın günümüzde de şekil ve yöntem değiştirerek devam ettiğini göstermektedir.



