Türk Asrı 16. Yüzyıl

16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun Anadolu,Balkanlar, ve Orta Doğu’da en geniş sınırlara ulaştığı yüzyıldır. 2. Bayezid, Yavuz Selim,  Kanuni Süleyman ve 2. Selim’in hükümranlık yıllarıyla bu yüzyılda Akdeniz bir Türk denizi haline gelmiş, 8 milyon kilometrelik bir araziye sahip olduğu bir alana hakim olduğu 16. Yüzyıl, Türk tarihinin altın devirlerinden biridir. Şah İsmail tarafından İran’da kurulan Safevi Devleti, bugünkü Azerbaycan,  İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesini kapsayan çok büyük bir devlettir. Ayrıca, bu dönemde, 5 milyon kilometre yüz ölçümü toprağı ile Hindistan’da Babür Şah tarafından bir Türk imparatorluğu kurulmuş bulunuyordu.  Karadeniz ve Hazar Denizi Türk Devletleri arasında bir iç göl gibiydi.

Bu yüzyılda Türklük siyaseti açısından olduğu kadar ilim ve medeniyet açısından da zirveye ulaşmıştı. Gerek Osmanlı gerekse Türkistan coğrafyasında canlı ve parlak bir ilim hayatı hanedanların koruması altında serpilip boy attı. Manevi kültür yönünden ele alındığında da bu yüzyıl boyunca hem Osmanlı ülkesi hem de Türkistan topraklarında benzer bir ihtişam göze çarpıyordu. Bu yüzyılda Türkistan’da kurulan Nakşibendi Tarikatı ve kulları otağdaki hanedan, dağdaki çobana kadar uzanarak gönül dünyalarına yön veriyordu. Bu tarikatlar sayesinde fetihten fetihe koşan akıncıların yanısıra yedi iklim dört bucakta Allah’a hakkıyla kul oluş yöntemlerini öğreniyor, insanımızın ruh dünyasına emsalsiz renklerle zenginleştiriyordu.

Hoca Ahmed Yesevi, çeşitli boylardan milyonlar ve milyonlarca Türk insanına Allah’ın dilemesiyle hidayet yolunu göstermiş ve Türklüğü “Müttaki” bir Müslümanlık yolunda  yoğurmuştur. Bu hususlar da dikkate alındığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki 16. Yüzyılın bir  “Türk Asrı” olarak  adlandırılması yerinde bir nitelemedir. Bugün tarihi bir dönem  olarak 16. Yüzyıl Türk dünyasının ulaştığı seviyeyi hedeflemek hiç de küçümsenemeyecek bir yöneliştir. Çünkü tarihte “Türk Asrı” diye bilinen yıllara bu vasfı
kazandıran kimselerin daha sonraki yüzyıllarda örnek alınacak bir çağ oluşturmak gibi,  o günden bu yana geçen sürede de hiç kimse o yüzyılı ihya etme gibi bir misyona talip olmamıştır. Türkiye, Avrupa’nın içinde yok olmayacak kadar büyük, köklü, zengin ve soylu bir geçmişe sahiptir. Dolayısıyla; yalnız Avrupa’ya endekslenmiş bir politika yerine, yeni ekonomik, sosyal, ticari, politikalar üreten yeni bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. Dünya, her zaman ve her yerde sözü dinlenen, güçlü, Büyük Türkiye’yi beklemektedir. Büyük Türkiye, geçmişte olduğu gibi gelecekte de “İnsan Haklarının”,  “Özgürlüğünün” ve “Adaletinin” teminatıdır ve inanıyorum ki 21. Yüzyıl da “Türklerin Asrı” olacaktır.

Scroll to Top