“Akif’in ölüm döşeğinde dostu Feridun Kandemirle Sohbetinden: Ankara… Ya Rabbi ne heyecanlı, helecanlı günler geçirmiştik… Hele Bursa’nın düştüğü gün ya Sakarya günleri.. Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yas tutmadık. Zaten başka türlü çalışılabilir miydi? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz.. Fakat imanımız büyüktü: Doğacaktır sana vaat ettiğin günler hakkın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.. Bu ümitle, imanla yazılır. O zamanı düşünün, imanım olmasaydı yazabilir miydim? Zaten ben başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa bütün duygularım yazılarımdadır…
O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların ızdırapları içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz.. Onu kimse yazamaz.. Onu ben de yazamam.. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak
lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. benim millete karşı en kıymetli hediyem budur..
“Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın…”



